selam canlarım, yine uzundur yazmadım lakin unutmayınız ki bu blog günlük değil canı istediğinde yazmalık, öyle anlaşmıştık...
son haberleştiğimizden beri çok şey oldu; kazandıklarım, kaybettiklerim, sevinçler ve gözyaşları. konu başlığı bu sebepten. insan olmak, doğru insan olmaya çalışmak ve insan kalmak zor. kendimden bahsedecek olursam aklımı çelecek o kadar olay, düşünce ve duygu var ki. insan kapılmamaya çalışıyor maya'nın oyunlarına. çoğu zaman başarıyor ama her zaman değil... eskiden astralimizi, kendi duygu dünyamızı önemsemediğim bir evre yaşadım. şimdi baktığımda güzel geliyor, duyguları yok saymak, olayları iyi ya da kötü düye ayırmamak. ama bir şey eksikti, sanki her şey iki boyutta kalıyordu. sonra duygularımı da kattım işin içine, bu kez acı da girdi. açık kalan kapıdan en son içeri giren duygu oydu sanırım. hayat benim için çok önemli iki insanı alıp geri dönemeyecekleri yerlere götürdüğünde acının da içeri girdiğini anladıydım. sonra daha bu duruma alışmaya çalışırken, aynı yeryüzü üzerinde, hala aynı boyutta olduğum insanlarla arama mesafe girdi. acı bir kez daha girdi devreye. ortada adı koyulmuş bir sorun yokken insanlar neden mesafe ister aralarında... bir kişi başka bir kişinin dostluğuyla ortaya daha da güzel üçüncü bir kişilik gibi güclü bir ruhsal varlık çıktığını anlıyorsa o dostluk neden yara alıyor? daha insanlar birbirini anlamakta bu derece güçlük çekerken uzayın derinliklerini nasıl çözeceğiz? vera rubin adındaki teleskopla, şili çöllerinde uzaydan bir takım kesit fotoları çekilmiş ya (aşağıya bir tane koymaya çalışacağım, fotodaki küçük bulutsu yapılan her biri bir galaksi. hani biz samanyolu galaksisindeyiz ya, işte düşünün fotoda o galaksi gibi binlerce uzak/yakın, büyük/küçük galaksi var) işte kendimin bu evrendeki minnacık yerimi hatırlayıp, ne muazzam bir şeyin parçasıyım, yaşasıııın dediğimden günlük hırslarım, sevinç ve üzüntülerim ne kadar hafif kalıyor. sonra aniden kendimle baş başa kalınca dert ettiğim şeyler hemen ilk buldukları boş sandalyeye oturup zihnimi kemiriyorlar; neden? neden?
bahsettiğim foto bu, burda gördüğünüz yıldız gibi gözüken pek çok şey aslında galaksi. ve bu görüğünüz fotoğraf her ne kadar yeni olsa da aslında epey eski (oksimoron burda görevi devralıyor). birkaç bin ışık yılı öncesinde olanlar da var, bir milyon ışık yılı uzaklıkta olduğundan çooook eski halini gördüğünüz uzay cizimleri de var bu fotoda. tarihe tanıklık da ediyoruz işte, ne güzel.
insan "aaa ne güzel zamanlar yaşadım, tamam artık bitti" neden diyemiyor kolayca? akıl bunu söylerken astral dünyamız neden "aaaa dur bir şunu da deneyimle, bunu da. amannn şundan da geri kalma" diye bizi olduğumuz yere çiviliveriyor. ben ne çok dost bıraktım geride, şimdi dönüp baktığımda cidden epey sayıda insan benimle yürümüyor artık. kimseyi zorlayamam, böyle olması gerekiyordu demek ki, onlar da kendi yollarını yürümeliydi belki de. peki o zaman neden üzgünüm???
