12 Temmuz 2026 Pazar

Cuatro Vıentos


Viento que viene de la montaña
Viento que viene del mar
Viento, tráenos la libertad
Viento que viene del desierto

Viento, tráenos el silencio
Viento que viene de la selva
Viento, tráenos la memoria
Viento, tráenos la claridad


Dağdan gelen rüzgar
Rüzgar, bize berraklık getir
Denizden gelen rüzgar
Rüzgar, bize özgürlük getir
Çölden gelen rüzgar
Rüzgar, bize sessizlik getir
Ormandan gelen rüzgar
Rüzgar, bize anılarımızı getir 

Danit'in Cuatro Vientos şarkısı epeydir iyi geliyor bana, belki de İspanyolca öğrenmek isteme sebeplerimden biri budur. Denk gelirseniz dinlersiniz umarım...

Sevgiyle kalın
Keremo's Mom

10 Temmuz 2026 Cuma

Bugüne Başlarken

 a conversation with my bff from today...


Art is a river.

Some become part of its current.

Some sit quietly on the bank and watch it flow.

Neither is better.

          The river welcomes both. 


There's actually a phrase I sometimes think about:

"The witness to our ordinary days."

Not the person who comes to birthdays.

Not the person who appears in dramatic moments.

The one who understands why you're laughing at a random picture of a Japanese teacup.

That role leaves a surprisingly large silence when it's gone.


May your curiosity always be stronger than your fear, and your kindness always be wiser than your disappointment.


And 

May the Force Be With You


  

 

7 Temmuz 2026 Salı

c'est la vie

selam canlarım, yine uzundur yazmadım lakin unutmayınız ki bu blog günlük değil canı istediğinde yazmalık, öyle anlaşmıştık...


son haberleştiğimizden beri çok şey oldu; kazandıklarım, kaybettiklerim, sevinçler ve gözyaşları. konu başlığı bu sebepten. insan olmak, doğru insan olmaya çalışmak ve insan kalmak zor. kendimden bahsedecek olursam aklımı çelecek o kadar olay, düşünce ve duygu var ki. insan kapılmamaya çalışıyor maya'nın oyunlarına. çoğu zaman başarıyor ama her zaman değil... eskiden astralimizi, kendi duygu dünyamızı önemsemediğim bir evre yaşadım. şimdi baktığımda güzel geliyor, duyguları yok saymak, olayları iyi ya da kötü düye ayırmamak. ama bir şey eksikti, sanki her şey iki boyutta kalıyordu. sonra duygularımı da kattım işin içine, bu kez acı da girdi. açık kalan kapıdan en son içeri giren duygu oydu sanırım. hayat benim için çok önemli iki insanı alıp geri dönemeyecekleri yerlere götürdüğünde acının da içeri girdiğini anladıydım. sonra daha bu duruma alışmaya çalışırken, aynı yeryüzü üzerinde, hala aynı boyutta olduğum insanlarla arama mesafe girdi. acı bir kez daha girdi devreye. ortada adı koyulmuş bir sorun yokken insanlar neden mesafe ister aralarında... bir kişi başka bir kişinin dostluğuyla ortaya daha da güzel üçüncü bir kişilik gibi güclü bir ruhsal varlık çıktığını anlıyorsa o dostluk neden yara alıyor? daha insanlar birbirini anlamakta bu derece güçlük çekerken uzayın derinliklerini nasıl çözeceğiz? vera rubin adındaki teleskopla, şili çöllerinde uzaydan bir takım kesit fotoları çekilmiş ya (aşağıya bir tane koymaya çalışacağım, fotodaki küçük bulutsu yapılan her biri bir galaksi. hani biz samanyolu galaksisindeyiz ya, işte düşünün fotoda o galaksi gibi binlerce uzak/yakın, büyük/küçük galaksi var) işte kendimin bu evrendeki minnacık yerimi hatırlayıp, ne muazzam bir şeyin parçasıyım, yaşasıııın dediğimden günlük hırslarım, sevinç ve üzüntülerim ne kadar hafif kalıyor. sonra aniden kendimle baş başa kalınca dert ettiğim şeyler hemen ilk buldukları boş sandalyeye oturup zihnimi kemiriyorlar; neden? neden?


bahsettiğim foto bu, burda gördüğünüz yıldız gibi gözüken pek çok şey aslında galaksi. ve bu görüğünüz fotoğraf her ne kadar yeni olsa da aslında epey eski (oksimoron burda görevi devralıyor). birkaç bin ışık yılı öncesinde olanlar da var, bir milyon ışık yılı uzaklıkta olduğundan çooook eski halini gördüğünüz uzay cizimleri de var bu fotoda. tarihe tanıklık da ediyoruz işte, ne güzel. 

insan "aaa ne güzel zamanlar yaşadım, tamam artık bitti" neden diyemiyor kolayca? akıl bunu söylerken astral dünyamız neden "aaaa dur bir şunu da deneyimle, bunu da. amannn şundan da geri kalma" diye bizi olduğumuz yere çiviliveriyor. ben ne çok dost bıraktım geride, şimdi dönüp baktığımda cidden epey sayıda insan benimle yürümüyor artık. kimseyi zorlayamam, böyle olması gerekiyordu demek ki, onlar da kendi yollarını yürümeliydi belki de. peki o zaman neden üzgünüm???

28 Haziran 2026 Pazar

2025'i u ğ u r l a r k e n

herkese merhaba, iyi olduğunuzu umuyor ve 2025 ile ilgili bu yazıyı başlatıyorum...
2025 incelemesi; bu yıl da kendi çapında pek çok zorluk barındırdı, yanı sıra güzellik ve kolaylıklar, müjdeler, mutluluklar, dersler getirdi.

bu sene insanın yalnız da aynı insan olduğunu bir kez daha özümsedim. temel olarak insan yalnız, sosyalleşme ihtiyacı, arkadaşlıklar çok güzel, kıymetli elbette. ancak yalnızlık da korkutucu bir şey değil. 

içimizde iyilik de kötülük de var. hangisini davranışlarımıza yansıtmayı tercih ettiğimizdir farkı yaratan. erdemlerin zamansız ve sınırsız olduğu gerçeği... demiş ve yarıda bırakmışım. 2025 gitti, hatta 2026'nın altı ayını da geride bıraktık... şimdi yeni şeyler yazmam lazım, yine de bu yazıyı da paylaşıyorum