20 Ocak 2015 Salı

neruda - here i love you





Here I love you.
In the dark pines the wind disentangles itself.
The moon glows like phosphorous on the vagrant waters.
Days, all one kind, go chasing each other.

The snow unfurls in dancing figures.
A silver gull slips down from the west.
Sometimes a sail. High, high stars.
Oh the black cross of a ship.
Alone.

Sometimes I get up early and even my soul is wet.
Far away the sea sounds and resounds.
This is a port.

Here I love you.
Here I love you and the horizon hides you in vain.
I love you still among these cold things.
Sometimes my kisses go on those heavy vessels
that cross the sea towards no arrival.
I see myself forgotten like those old anchors.

The piers sadden when the afternoon moors there.
My life grows tired, hungry to no purpose.
I love what I do not have. You are so far.
My loathing wrestles with the slow twilights.
But night comes and starts to sing to me.

The moon turns its clockwork dream.
The biggest stars look at me with your eyes.
And as I love you, the pines in the wind
want to sing your name with their leaves of wire. 

kendimizi onaylıyoruz ve tasasızız





Hep söylerim çocukluk insanın ana vatanıdır diye. İçten kahkaha, cesaret, samimiyet yaşar orada. Bir de benim kuzum, Achilles'im, Herkül'üm, Golkond'um, Hindistan'ım...



Biraz da umursamazlık kattın mıydı, tadından yenmez.



Kediler mutlaka bulunmalı, kuşlar, böcekler, atlar, kaplanlar da.



Güneş zaten çocukluktan doğar, bakınız Şekil II :-)



En nihayetinde "büyüdüm ben" kaprisini de sos olarak ilave edince, servise hazır. Çanta kafalım benim.


Geçenlerde bu tramvaya bindik, bir davete icabet etmek maksadıyla. Kuzumun yanına ecnebi 3-4 yaşlarında bir çocuk oturdu. Birbirlerinin yanaklarına, parmak uçlarıyla kuş tüyü yumuşaklığında dokunup, sözsüz bir iletişim geliştirdiler. Minik çocuğun, büyük çocuğun avucuna küçük yumruklarla darbe yapması vasıtasıyla muhabbeti derinleştirdiler. En nihayetinde bizim inmemiz gereken durağa geldik. Keremo çocuğa avucunu uzattı. Minik çocuk da eğilip şapp diye avucunun ortasını öpüverdi. Kerem yapıştırdı espriyi "bana amca amcaaa dedileeer..." Nasıl güldüm anlatamam. Pis serseri her şeyde eğlenecek bir nokta buluyor. Umarım hayatı boyunca böyle devam eder.

Gerçekten tasasız ve kendimi onayladığım bir sürece girmiş bulunmaktayım. Bu konuyu, derinlemesine irdelemeyi başardığımda paylaşacağım. Yola çıkmak gibi bir şey. Etkileyici bir tecrübe, sanıyorum bu da benim kişisel yolculuğum olacak. Sabırsız olduğum malum, ancak bu kez gerçekten sabırsızlıkta ilerim seviyeye geçtim, bir an evvel nereye varacaksam varayım istiyorum ama öte yandan; to travel hopefully is better than arrival demiş büyüklerimiz. Göreceğiz bakalım...

Sömestr tatilinin ikinci yarısında izinli olmak istiyorum, Kuzu ile çok güzel planlar yaptık, umarım sorun çıkmaz. Güzel fotoğraflar çekmeyi başarırsak yayınlarım.

Sevgiler

15 Ocak 2015 Perşembe

2015 - 1


Yukarıdaki fotoğraf 2014 doğum günü etkinliğinden. Çocuk fotoğrafı ile yeni yılın ilk yazısını şenlendirmek isteyince bunu kullanmaya karar verdim.

Başladı başlayacak derken yeni yılın ilk ayının yarısı bitti bile. Bir yandan da kuzular hızlıca büyüyorlar. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyor insan. 2015'e güzel başladık biz. Yapmayı tasarladığımız değişikliklerin bir kısmını gerçekleştiriyoruz bile. Bundan başka bu yıl daha başlamadan güzellikler getirmişti ya bize, öylesine umutluyum ki yeni yıldan.

Keremo gözlük takmaya başladı. 26 Aralık günü tramvayda aniden fark ettik normalden biraz daha az gördüğünü. 6 Ocak doktor randevusunda 1 numara miyop olduğumuz anlaşıldı. Bugün artık gözlük takıyor. Pek bir yakıştığı için; sadece okulda ve televizyon seyrederken kullanması gereken gözlüğü, ellerini yıkarken bile takıyor :-)

Gözlük benim küçük adamıma iyice bir bilgelik, olgunluk verdi. Daha da büyük görünüyor şimdi. Nerede benim minicik "anneeee, ben ayı deyken vız vız ayı mı, hooooaaaaaa ayı mı diyoyum?" diye soran kuşum?

20 Aralık 2014 Cumartesi

yine yeni yıl

keremo ile bütün sene pek de sakin sayılmasak da; sene sonunda iyice eğlence ve sosyalleşmeye veriyoruz kendimizi. doğumgünü ve yeni yılı karşılama olaylarına oldukça ciddi yaklaşıp, eğlenebildiğimiz kadar eğleniyoruz.

bu sene doğum gününü 5 kez kutladık, ayrı gruplarla, her seferinde gerçekten eğlenerek (umarım rol yapmamıştır :-)))) yine "5 yaş birden büyüdüm, değil mi?" esprisini yaptı.

yılın son ayında epeydir beklenen, buna rağmen ertelenen bir değişiklik oldu. bu vesileyle de 2015'i değişiklik yılı olarak ilan etmeye karar verdim. aslında değişiklikten de öte; dönüşüm. hodri meydan, bakalım yapabilecek miyim? bir kısmı paylaşılabilir başlıklar, onları aşağıda yazmak istiyorum... diğerlerini de gerçekleştirdikçe paylaşabilirim diye umuyorum. ne dersiniz, hep birlikte 2015'te derin temizlik ve dönüşüm gerçekleştirebilir miyiz?


* coursera'da bir tema olsun tamamlamak (başlayıp yarım bıraktığım yirmi taneyi geride bırakmak istiyorum).
* gerçekten hayatın 2015'te başladığını özümsemeyi becermek, bugün geride kalan hayatımın ilk günü değil, bugün hayatımın ilk günü, her şeye yeniden başlıyorum düşüncesine göre davranmak.
* yukarıdaki fikre uygun olarak gelecekle ilgili yeni planlar yapmak.
* keremo'nun yürüyeceği istikametle ilgili daha gerçekçi adımlar atmak.
* seramik, 2015'te seramiğe geri dönmek (seramik beni yeniden ister mi acaba?).
* yarım bıraktığım tüm işleri tamamlamak.

yeni yıl başlamadan katılacağımız son iki parti kaldı, bize iyi eğlenceler, herkese, hepimize ortaçağdan uzaklaşmamızı sağlayacak aydınlık bir yeni yıl dileriz...

4 Kasım 2014 Salı

iç yolculuk


dün terennüm ettiğimiz; nefis bir konudan bahsetmek istiyorum: iç yolculuk. tevafukun böylesi; bir süredir bu konu çevremde dönüp durmakta. iç yolculuk, eş zamanlı muhasebe ve istatistik çalışmaları neticesinde kendileriyle tanışan arkadaşlarım var. gerçekte kim olduklarını keşfetmeyi başarmışlar. doğrusu cesaret edip onlara bu işin tam olarak nasıl olduğunu soramamıştım. öyle ya "nasıl yapılıyor bu yolculuk, hele bir tarif etsen iki gözüm" nasıl denir ki?

işte tam bu esnada, dernekte çalıştığımız konu başlığı imdadıma yetişti; iç yolculuk. çalışmayla, paylaşmayla, bencillikten uzak, ortak hedefe ve faydaya doğru yapılan uğraşı bir iç yolculuktur. bu yolculuk için insanın illa tek başına olması gerekmez. bilakis, ne kadar çok insan olursa etrafında, aynı yolda yürüyen, işte o denli daha çok yaklaşılır yaradana. ne kadar çok, o kadar güçlü, ne kadar çok o kadar bir ve birlikte. 

aynı şarkının bir solist tarafından seslendirildiği versiyonuyla, korodan dinlediğiniz halinin mukayesesi dahi; topluluk, çoğunluk ama birlik olmanın ne denli önemli olduğunu hissettirir gibi.

evet, epeydir ötelediğim yolculuğa çıkmaya karar verdim. Saint Ioannis'e çıkarken, aniden durmak istediydim, kayalara çarpan deli gibi dalgalar, dik ve uçurumun dibindeki ürkütücü taş basamaklar, trabzan olmayışı aniden kilitledi beni. ne geri dönmek ne de devam etmek için mecalim kalmadı. bununla birlikte hiç olmayacak bir yerde kalakalmanın verdiği sıkıntı, korkuyu da bastırdı. Ne olacaksa olsun, ben devam edeceğim dedim ve ettim de...

İç yolculuk da böyle bir şey olmalı, durmadan devam eden kişi için, ne kadar hızlı gittiğinin bir önemi yoktur der Delia. Yolcuğun sonunda hiç beklemediğim bir ben ile karşılaşırsam, sanıyorum burada paylaşmam. Aksi halde ise yayınlarımız susmayacaktır, bayilerinizden ısrarla isteyiniz...

31 Ekim 2014 Cuma

Keremo İle Yunanistan 1-12 Ekim 2014

Daha önce yazdığım tatil özlemini nihayet gerçekleştirdik. Otomobille Ege Adaları-Yunanistan turu gerçekleştirdik. İkimize de o kadar iyi geldi ki bu tatil. Çok güzel dostlar edindik. Umarım hepsiyle iletişimimizi sürdürebiliriz.

Yıllar önce annemin de söylediği gibi her insanın, her canlının bir molaya ihtiyacı var... Minnettarım

Yollar düşünmekle aşılmaz

Dönüş yolunda Manyas Kuş Cenneti

Parthenon Acropolis Selfie

Core of Parthenon

Soldier in Parthenon

Farewell to Skopelos


Chill out with Narin

Real Garfield

We are definitely a part of nature

Yollar yürümekle aşınmaz

Bu kedi durup dururken geldi, "sev beni" diye çocuğun kucağına yayıldı

Cats cats cats

Again cats cats cats

View from carpark in Skopelos

Agnondas, isn't it what peace resembles?

Frini, she is so adorable...

Where do these stairs lead up to?

No filters, real view

A real view again

A view from the garden in Ostolios

14 Temmuz 2014 Pazartesi

b i r i k t i r d i k l e r i m

işlerin yoğunluğu azaldı. biraz kafam sakinleşti. Keremo tatile girdi. 3 hafta boyunca ense yapacak, bugün itibarıyla başladı. kitaplar, filmler, ev, abur cubur, oyunlarla dolu, hayal ürünü gibi bir güne başladı bugün.

artık büyüdüğünü iyice anlıyor insan. nasıl büyük büyük cümleler kuruyor. kendi başına kalabileceğini söylüyor. bakalım ilk gün sonunda ne anlatacak bize.

yazacak çok şey vardı aklımda ya, cb seçiminden bahsetmek istiyordum, sabah sabah değerli bir dostumun çizdiği karamsar geleceği anlatmak planım vardı, tatille ilgili düşüncelerim, dün gittiğimiz pıtırcık tatilde filmi tadında bir tatile, keremo'yla en az on gün kaçasım var diyecektim. uçuverdi kelimeler. belki ortam sebebiyle, bilemiyorum. kısa sürede geri geleceğim. görüşmek üzere...

2 Temmuz 2014 Çarşamba

21 Haziran 2014 Cumartesi




21 Haziran Cumartesi, Keremo ile çıktık yola, yemek, konser maratonu yapmak üzere. Beyazıt'tan Sultanahmet'e yürüdük, elbette küçük beyefendi yorumlar yapa yapa eşlik etti yürüyüşe. Tam Sultanahmet'te Edebiyat Vakfı'nın film gösterisini keşfetti. İzledik, çıkışta yetkilileri toplayıp minik bir söylev verdi benim İlber'im. "Anadolu tanıtımı esnasında gösterilen tiyatro, Yunan Antik Tiyatrosu'ydu. Ancak askerler Romalı'ydı. Çünkü sadece Romalı askerler savaşırken ağ ve mızrak kullanırlardı, Yunanlılar kullanmazdı" dedi. Ağzımız açık dinledik. Mitoloji ile ilgili o kadar çok soru sormaya başladı ki; önceleri cevaplayabiliyordum ama giderek zorlanıyorum :-)

Ardından Topkapı Sarayı bahçesinde bir akşam yemeği ve Aya İrini'de konser. Konserin ikinci yarısında uyudu, başını kucağıma koydu, arptan gelen tanrısal müzik eminim iyi geldi küçümenime.

Konser bitince neşeyle uyandı ve "anne müzik kulaklarımda" dedi. Neşeyle eve döndük. Tartışmasız son bir kaç yılın en güzel akşamıydı. Saol canım saol saol...
Bodrum, yarış dönüşü, hava alanında, yorgun ve mutlu...


18 Mayıs 2014 Pazar

Soma Soma Soma Soma Soma

Uzun süredir yazamadım. Oysa o kadar çok şey oldu ki... En son altı gün önce Soma'da vuku bulan maden faciası, diğer başlıkları sildi süpürdü.

Bir türlü netleşemeyen yitirilen can sayısı, içimizi acıtan hikayeler, bir avuç kömüre bir ömür başlıkları, en metanetli olan insanı bile üzüntü içinde bıraktı. Toplumsal hareketler, reaksiyonlar önemlidir, birlik ruhunu canlandırır. Şu an verilen tepkilere, ihmal ve haksızlıklara karşı çıkılmasını anlayamıyorum. Cumhur istediğini ve istemediğini beyan edemez mi? Provokatif eylemler içermeyen  toplu hareketlerin tümünü destekliyorum. Hangi yöne giderse gitsin, ne için olursa olsun, demokrasilerde gösteri hakkı vardır.

Gelelim bizim göstericimize :-) Keremo bu aralar pek faal... Kah yarış için Karamürsel'de, kah okul gezisi için Berlin'de. Berlin dönüşünden 6 gün sonra da yine yarışlar için Bodrum'a gidecek. Sanıyorum bu sene leylek sürüsünü havada görmüş :-)

Geçen günlerden birinde tutturdu "anne lütfen bu gece benimle uyur musun?" diye. Uyku ortasında "anne sen de görüyor musun Ares ile Mars'ı?" dedi. Hay Allah, ne oldu ki çocuğuma derken o devam etti "gözümün önünde kılıç dövüşü antremanı yapıyorlar, nerden çıktı bu tanrılar ve titanlar" dedi. Sabah uyanınca hatırlattım "evet anne, bir karış boyunda hologram tanrılar gözümün önünde kılıç dövüşü yapıyorlar" dedi. Çocuğumun hologram tanrıları var.

Bir de kendisine gümüşümsü bir kolye yaptım; o kolyeye yaptığı yorum beni epey güldürdü: böyle şaşaalı düğmeler kolye olunca daha güzel oluyor. Nasıl çarçabuk büyüyorlar. Kelime dağarcığı gelişiyor. Fikirleri değişiyor.

Maden kazası olduğu akşam Karl Marx'ın Komünist Manifesto kitabını okudu, bitirdi. Ardından "Bütün ülkelerin işçileri birleşin" dedi ve yatağına gitti...

Keşke bütün işçiler değil, bütün insanlar birleşse. Üç beş çakal daha zengin olmak, kendilerince daha yukarıda olmak için sömürü düzenin kurmasa.

Soma faciası sonrasında, insanın bir şey yazası, söyleyesi gelmiyor. Bir tür milat oldu hayatımızda, öncesi ve sonrası. Hayatını kaybedenlere rahmet diliyorum, kalanlara sabır. Sömürü değil, işbirliğine dayalı günlerin gelmesi dileğimle...

Sevgiler
Keremo's Mum

7 Mart 2014 Cuma

peach cobbler ile placid blue arasında

iş değiştirdiğimi yazmış olmalıyım. geçmişte bıraktığımı sandığım sektöre, has sektöre geri döndüm. zaten tüm katiller cinayet işledikleri yere bir kez daha gelmezler mi?

geçen sene bugünlerde çalışmak ile ilgili bir konferansa katılmıştım, çalışmanın zaruriyet haline gelmesinden duyulan rahatsızlığından konuşurken herkes, ben çalışmaktan duyduğum memnuniyeti, ortaya bir şey koymanın verdiği mutluluğu anlatmıştım.

diğer katılımcıların anlattıkları bana epey uzak düşünceler gibi gelmişti, insan çalışmaktan neden bezsin ki?

bugün o konuşmacılara katılıyorum. bezlerle uğraşıyorsan çalışmaktan beziyorsun. daha önce zararını gördüğün, içinde olmak istemediğin, sana uygun olmadığını düşündüğün bir suya yeniden dalıyorsun.

ikilemler içirisindeyim. yolumu tekleştir. amin.

31 Ocak 2014 Cuma

aklıma gelmişken


yılmamak lazım
vazgeçmemek
savaşlarda en zorlu görevlerin en seçkin askerlere verildiğini unutmamak... anlamışgirya?

neruda

yangın yerindeyim
yanan değil alev olarak
öfkeme sarılmış beklemekteyim
yağmurdan hiç korkmayarak

yaklaşan bir güruh var
kendilerini neyin beklediğini bilmeyen
köşeyi dönüverince karşılaşıyorlar
benimle, alevden, sonsuz öfkesi dinmeyen

istemiyorum onları da harıma katmak
lakin dizginlenemiyor içimdeki öfke
yapılması gereken belli hepsini görünce
kendimi bir kez daha kendi ateşime atmak

insan kendini kaç kere yakabilir
nerede durur insan, nasıl dizginlenebilir
geçmişe asıp kurtulamadığı paltosundan
peşi sıra gelen onlarca korkusundan

korkunun zamanı değil bu
salt içime işlemiş isin kokusu
farkındayım durdurmak için gereken çabanın
maalesef freni yok bu taştan yuvanın

yuttuğun canların hesabını tutup
yanına yeni ruhları katıp
içine nafile yeşiller koyup
kendi ateşinden kurtulamazsın
nereye gitsen de od'unu bırakamazsın

gelme yanıma, derdim kendimle
istemem uğraşmak yağmurla, kuşla
gitmek istersen kendinden başla
tut bir bulut ucundan yakala beni
yağmurla birlik ol gel sustur beni

inan bana elimde değil seninle uğraşmamak
ateş de, bulut da, yağmur da olsam
içimde yaşayan küçük cana ulaşmak
belki de tek avuntum seninle olmak
son günüme kadar yanında olsam
isterim bin yıl daha yanında olmak
her gün yeniden yeniden yansam

oğlum, öfke ateşinde kavrulurken suyum
hüsranda, elimden tutan güneş ışığım
fırtınada sığınacak tek limanım
omzunda belli ki kocaman yüküm
parla ışığın hiç sönmesin
sevgili yıldızım senin dünyaya gelme sebebin
belli ki aydınlatmak bizi iki gözüm.

şiir yazamam ben, sadece nesir şu an hissettiklerimi ifade edemez diye sıraladım. kuzum için binlerce şükür, dünyayı güzelleştiren tek şey çocuklar. all my children...





YAPI KREDİ BANKASI

geçenlerde bir yakınım anlatmıştı, Yapı Kredi Bankası'nın İzmir'deki bir şubesi, yakınımın eşinin bir tanıdığına 19.000TL için kefil olması esnasında, hissettirmeden 70.000TL'lik daha kefalet formu imzalatmış ve sonrasında da bunu tahsil etmeye çalışmışlar. bankanın kendi avukatı (çok gerekirse avukatın adını da bulurum) bunun bankacılıkta standart bir uygulama olduğunu (alenen biz dolandırıcılık yapıyoruz diyorlar), devamlı uygulandığını, kredi veya kefalet söz konusu iken imzalanan, genellikle bankacının üstten tutup, sadece imzalanacak alt kısımları açıkta bıraktığı sayfalarda "genel kefalet" diye bir başlık yer aldığını anlatmış. nasıl? lügatımda  mevcut tüm naçizane iltifatları bu büyük dolandırıcılığı tezgahlayanlara göndermiştim!!!

bu sahtekarlığa o kadar sinirlendim ki; aynısının başıma geleceğini tahmin edemedim... bu hafta yine Yapı Kredi Bankası'ndan, bu kez İstanbul-Şişli subesinden, 2003 yılında çek karnesi tahsis edilen birine kefil olduğum ve ödenmeyen çek bedellerine istinaden aleyhimde hazıc kararı çıkartıldığına dair ihtarname eldım!!! oysa bir makina leasing dosyasına kefalet verdim. sadece makinalar için. o kadar iyi hatırlıyorum ve biliyorum ki bu durumu.

imzaladığım kağıt yığını arasında aynen anlattığım gibi "genel kredi kefaletnemasi" başlıklı sayfalar da varmış. etikten bihaber insanlar, leasing sözleşmesinin her sayfasını imzalayacaksınız demişlerdi. ben de imzaladım. anladığım kadarıyla kredi kefaleti esnasında sayfalara isim de yazmak gerekiyormuş ki, benim sadece imza attığım sayfalara ardımdan birisi yazıma benzetmeye çalışarak ismimi de yazmış. tabi ki kırk yıllık yazımı tanıdım tanımasına da ne yapacağımı bilemedim.

uzun süredir kredi kartıyla halkı dolandıran, tüketime teşvik eden, açıkça kandırarak borç batağına sürükleyenlerin bankalar olduğu, hedeflerini açgözlü bir şekilde para kazanmaktan teşkil ettiği için, borçlandırma kartının farklı niteliklerle, değişik boyalarla insanlara sunulduğunu anlatmaya çalışıyordum. pek çok insan "eee onlar da almasın" dedi. ama gerçek öyle değil, herkes aynı olgunluk düzeyinde olmak zorunda değil. gelişmiş (!) iradeli insanlar bunu yapmamalı, tuzağı kurmamalı!!! anlaşılan o ki anlattıklarımdan dolayı bankacılık sistemi de karma teorisiyle beni cezalandırdı.

işte bu ahval ve şerait içinde bir de dürüst(!) bankacıların tuzağına düştüm. artık sorunları ve sorumluları Allah'a havale etmek durumunda olduğumuzdan, bankaların, bankacıların doğrudan cehenneme gitmelerini diliyorum. bankacılık kanunu baştan soygun üzerine kurulmuş, istisnasız! bundan kelli sözüm meclisten dışarı da demiyorum.

Yapı Kredi Bankası'na da; yazıklar olsun, bu kadar kötü niyetli olduğunuz, insanları bile isteye kandırdığınız için sonunda yaşayacaklarınız için şimdiden üzülebilirsiniz. sanıyorum tek doğru yanınız, adeta günah çıkartmak için yaptığınız kitap işi diyorum.

haksız yere ödeyeceğim bu para ile ölmem herhalde, bununla birlikte ne kadar dolandırıcı olduğunuzu karşılaştığım insanlara anlatmaya devam edeceğim, belki kitlelerin uyanmasını sağlayamam ama bir kişi bile farkına varsa, fayda faydadır.

neresinden tutsam gidiyor, nereye gidiyor bu memleket yahu. kokuşmamış ne kaldı acaba, kuzulardan başka?

28 Ocak 2014 Salı

bir gün belki hayatta

şekerlerim, havalar mı, su mu beni bu hale sokan. nasıl kurtaracağım kendimi asabiyetten? durup durup insanlara sinir oluyorum. pek çok kişiye. sonra da kendimi ayıplıyorum.

bu akşam da köşede tek ayakta durma cezası vereceğim. keremo'yu da özledim. dönsün artık eve; bizi affetsin :-P

kuzum benim, ev sensiz neşesiz. öğrenci hayatı sürüyoruz resmen, sen gelince aile oluyoruz. varlığın ile yokluğun arasında o kadar büyük fark var ki, ne mutlu sana. çoğu insanın varlığı da yokluğu da birdir oysa.

seni çok seviyorum oğlum

5 Ocak 2014 Pazar

v ı n n n n n n

arkadaşlar bu ne biçim bir yıl oldu. yani olur da bu kadar mı yorucu, usandırıcı olur. insanda heves bırakmıyorlar. haberlerdeki ana konular saat başı değişiyor. gündemi yakalamak teknolojiyi yakalamaktan bile daha zor hale geldi.

bu telaşenin ortasında paldır küldür yeni yıla girdik. benim güzel kuşum onbirinci yaşına basmış oldu. sağlık, güzellik ve erdemlerle donanmış bir hayat dlerim ona. karşısına inşallah hep o güzel ışığını yansıtmasına değecek insanlar çıkar. hayatımı aydınlattığı için de çok teşekkür ederim.

tarihe tanıklık ettiğimizin farkındasınız değil mi? bu olaylar yaşanmadan önce de öyleydi, yine tarihe tanıklık ediyorduk ancak o zaman güncel hareketler yaşıyorduk. bahsettiğim ise sosyal, politik gelişmeleri içeriyor ve gidişatı değiştirecek mahiyette. bölünme olması, kutuplaşma kabul edilebilir bir durum değildir ve sadece felaket getirir. bakınız şekil iki. neyse bekleyelim görelim. beklerken de kendimize bir şeyler katmaya devam edelim.

hoşgeldin 2014, kırk birinci yaşım hoşgeldin. umarım beklediğim dönüşüme vesile ve destek olursun, hem ben, hem kardeşim hem de tüm evren için. ancak en büyük armağanı kuzuma vermeni beklediğimi de unutma. annesinin kuzusu gerçek bir adam, ruhuyla, söyledikleriyle tam bir beyefendi, ziyadesiyle oturaklı, ağır ağabey. yaradan tüm çocukları korusun, esirgesin, benim kuzumu da.

bu yılın, ihtiyaç duyduğunuz şey her ne ise, ona kavuşacağınız yıl olmasını dilerim...


27 Kasım 2013 Çarşamba

ashes to ashes

bugün bir yakınımdan isviçre'de hem yer darlığı hem de naaşları toprakla, dolaylı yoldan da suyla buluşturmak istemediklerinden kelli tüm ölülerin yakıldığını duydum. küller de kavanoz içinde toprağa gömülüyormuş. tüm insanlar bu şekil defin olayını tercih eder mi emin olamadım. ama ben isterim galiba. küllerimi de klimanjaro'ya serpin. sabah vakti, güneş doğmadan hemen önce.

üüffff. ya da ne bileyim bir de cesedimle, külümle uğraşmasalar da oturup arkamdan iki dua mı etseler acep. bilemedim. neyse daha inşallah buna karar verecek uzun yıllar vardır. ne de olsa daha 90 yaşındayım.

aslında birşey söyliyeyim mi, kendi yaşlanmamdan ziyade sevdiklerimin yaşlanması üzüyor beni. isimlerini saymıyorum, onlar kendilerini biliyorlar. kendim zati yaşlanıyorum gibi gelmiyorum kendime, ama kurtların köpeklere maskara olduğunu görmek canımı sıkıyor.


öpüldünüz...

not: kelimeler sırada bekliyor; bizi de yaz, bizi de yaz diyorlar. ama yok öyle üç kuruşa beş köfte. bir daha tongaya basar mıyım? bugüne kadar söylediklerimden pişman olduğum oldu, söylemediklerimden asla...

24 Kasım 2013 Pazar

w e t d a y / a g e d a y

eskiden pastanın kremalı vs. olanına yaş pasta, kurabiyemsilere kuru pasta denmez miydi? işbu sebeple dün keremo için yaptığımız partiye de wetday veya ageday demek istiyorum.

nereden başlasam? sabah sabah mutlu mesut uyanıp, doğumgünü hevesini anlatmasından mı yoksa hazırlanırken nasıl heyecanlı olduğundan mı?

herkesten önce dart vader'lı pasta geldi. hazırlık bitmemişken konuklar da akın etmeye başladılar...
aklıma gelmişken sayayım;

keremo
bashocan
annem
keremo's mum
tülin
yiğit
gülsüm
defne
m. yiğit
nesrin
ayaz
azra
nuran
fatoş hanım
yağız efe
didem
bahar
müge
eliz

fena değil, epeymişiz. o kadar mutluydu ki benim kuzum. geride bıraktığın on yılın, kat be kat güzel, nice on yıllar olarak (mesela hmmm 25 tane on yıl olarak) geri dönmesini dilerim.

annesinin kuzusu; inşallah çocuğum olmandan duyduğum mutuluğun 10 üssü n miktarı kadar mutlu olursun. içine sine sine, tadını çıkara çıkara yaşarsın her gününü. seninle öyle yaşıyorum ben.

öptüm canım oğlum


foto doğumgününden, soldan sağa sayarsak: keremo, keremo'nun bir arkadaşı, keremo'nun başka bir arkadaşı ve son olarak da başka bir arkadaşı. çok keremosantrik durumdayım değil mi? affola, değişemiyorum...

16 Kasım 2013 Cumartesi

haberler haberler haberler


canlarım ya, size çok önemli bir şeyi anlatmayı unutmuşum. keremo'nun dünya için daha uygun olduğunu düşündüğü yeni ekonomik program.

evet, çocuk hem uzayla, hem hayvanlarla hem de finans/barter/GSMH ile uğraşıyor, n'aapsın? çorbayı 2 saatte yapabilen bir anneyle "eee mecbuuuuurrr".

şimdi; keremo planına göre menkul mevduat ortadan kalkmalı, para, poliçe, tahvil şu bu olmamalı. ekonomik işleyiş mal/hizmet mübadelesine dayanmalı. böylece gözünü para hırsı bürümeyen insanlar, başkaları için de çalışmanın önemini ve getirdiği mutluluğu anlarmış. bir de barış eyleminin bir parçası olmaya çalışıp, barışı kurmayı da başarınca kendilerine saygı duymaya ve onurlu yaşamaya başlarlarmış.

bunu 10 yaşında bir kafa düşünüyor.

aynı kafanın ait olduğu çocuk, 15-20 gün önce okula kısa kollu t-shirt ile gittiği ve sweatshirtünü beline bağladığı için B.E.K.B.O.'nda ulema(!!!) din hocası tarafından "sen özürlüsün galiba, özürlü müsün sen oğlum ne bu havada kısa kollu t-shirt, neden o şeyi beline bağlıyorsun?" şeklinde sınıf arkadaşlarının önünde hakarete uğratılmış.

buradan sesleniyorum hoca, git bir kafana yıkama yağlama yaptır. insanlar özürü satın almıyorlar, sen çok dindarsın ya, din hocasısın üstelik, oku, oku yazdıklarımı da öğren, özürlülük bir hakaret ihtiva edebilecek durum olmadığı için, aşağılama aracı olarak kullanılamaz. ancak senin öğretmeye çalıştığın konudan bihaber, aval aval gezen biri olduğunu, öğretimini vermeye çalıştığın (boşuna çabalama kaptan, bu kafayla bu gemi gitmez gerçi) dinin en temel niteliklerinden birini kimseyi incitmeme geriksiniminin teşkil ettiğini bilmediğini anlayınca, karşımdakine hakaret etme istediğim doğduğunda senin adını söylesem mi diye düşünüyorum. eyleme geçersem duyarsın, merak etme.

önce seni T.C. M.E.B.'ye şikayet etmeyi düşündüm, sonra hem çoluk çocuğun varsa onların rızkıyla oynamak istemedim hem de karşıma şikayet mercii olarak senden farklı birileri gelecek mi emin olamadım. sana hürmetimdem, acıdığımdan veya sinirim geçtiğinden değil. nihayetinde kavga gücüm azaldığı için "sözüm parama geçer" dedim ve çocuğumu başka okula göndermeye karar verdim. onca pırıl pırıl, geleceği avucunda tutabilecek eğitim fakültesi mezunu varken senin gibi kalasların (ceviz ve meşe ağaçları beni affetsin, haaa bir de kiraz ağaçları) atanması ne acı değil mi?

kendin gibi birinin çocuklarına öğretmenlik yapmasını ister miydin?

keremo'yu gördükçe, geleceğe dair umutlarım artıyor, bir fidancık, asfaltın ortasından, duvarın içinden, kaldırım taşları arasından inatla baş kaldırıyor, varım diyor. umarım o ve onun gibi binlerce fidan ağaç olduğunda, sen gibi kalaslar, inşaat yapımında, köylük yerlerde dere üzerine yapılan derme çatma ama güzel mi güzel, şiirsel köprülerde kullanılarak, tükettikleri oksijenin, suyun hakkını biraz olsun vermiş olurlar. dilerim bu çocuklar güneşi yakaladıklarında, senin şürekan ışığın ulaşabildiği herhangi bir platformda olmazsınız.

senden bahsettiğimi biliyorsun ama kim olduğunu bilmiyorsun, değil mi? boşver, yorma o güzel kafanı, anladım ben seni....

UMUT VARDIR VE OLACAKTIR!



elma şekeri

4 kasım itibarıyla yeni okulumuza başlamış bulunuyoruz. birinci ders esnasında bize okulu anlattılari ikinci derste de çocuğum sınava girdi. "yarın olsam mı sınavı anne?" sorusuna bu kalpsiz anne "hergün senin için ayrı ayrı sınav yapılamaz oğlum" diye cevap verince, çocuğum el mecbur sınava girdi veeee maşallah demeden okumayın; 89 aldı. afferin benim kuzuma.

bu perşembe günü de doğumgünü. kerem tam 10 yaşını dolduruyor. umarım istediği gibi bir doğum günü partisi düzenleyebiliriz. tema: DARTH VADER... uzay yemekleri yapacağımız için, mavi elma şekerini de çok görmemek lazım. gerçi buna uzayca bir isim de bulmak gerekecek ya neyse..




hepinize sevgiler. uzaktan tabi. çünkü bu aralar dışarı çıkar çıkmaz bütün insanlığa sinir olmaya başlıyorum. sizi uzaktan sevmek aşkların en güzeli. ama keremo'yu yakından sevmeliyim, büyüyor, saçına başına dikkat ediyor. 7. sınıflardan bir kız bunun adını bir a4 kağıda yazmış getirmiş, anne 7. sınıflar arasında çok popülerim diyor. kızın durup dururken neden böyle bir girişimde bulunduğunu anlamadı mı acaba yoksa beni mi yiyor? sizce?

hürmetler bizden...

3 Kasım 2013 Pazar

3 kasım 3 kasım güzel 3 kasıııımmmm

bugün teyzem evlendi. son bekarlık sultanlıktırcıyı da evlilik girdabına kaptırdık. hüzünlü ve güzel bir tören oldu. yalnız ve güzel ülkeme öykünmüş gibi oldum. ancak hüzün benim yaşadığımdı, güzellik orada bulunan herkesin.

yarın sabah izmir'de uyanacak, foça'da ekmek alacak, pazara gidecek, mevcut yemek ritüeli ege otlarıyla yer değiştirecek... inşallah mutlu olsun.

törenin ardından keremovski kursuna gitti. çıkışta sinemaya gitmeye karar verdi(k). THOR!!!

önce böyle düşünürken, çocuğumun sinemada oturuş şekli, yorumları vs. onun bir erkek olduğunu ve erkeklerin böyle filmlere gittiğini hatırlattı bana. hoş ben de zati behzat ç'ye gitmek isteyen kişiydim.

filmde düşman gemisi greenwich'te toprağı yararak ilerlerken keremo "şimdi karşısına biri çıkıp free hug demeli" dedi. vaaay güncel esprileri de yaparmış diye güldüm kendi kendime. çıkışta da "film açık uçlu bitti demek ki bir bölüm daha olacak" bildiriminde bulundu bana. büyüyor çocuk büyüyooooor, farkında mısınız? hoş ben dibindeyken farkında değilim, siz nasıl olacaksınız?

yine okul değiştiriyoruz, din öğretmeni çocuğa kısa kollu t-shirt giydiği için "özürlü müsün sen?" diye sınıfta bağırmış. çocuk zaten teneffüse çıkmıyor, yemekhaneye gitmiyordu. üstüne bu dindar(!) din öğretmeni de tüy dikti. başka okula geçiyoruz. bundan önceki starbucks zinciri misali okulda çok çekmiştik, bu kez denediğimiz devlet okulu da boş çıktı. keşke bizim zamanımızın okulları ve öğretmenleri olsaydı.

bu vesileyle; hasan akçay, incila akkoyun, inci arsan (rahmetli), mustafa görgün (rahmetli), lider civelek, dicle öldürülenoğlu, bayram sevgen, nuran gökerküçük, tülin demiray, rana alpay, mustafa kemal can (rahmetli), yurdanur elbasan, arife kalender hepinizi ayrı ayrı sevgiyle anıyorum, hayatta olanlara sağlık ve afiyet diler, vefat etmişlerin de gittikleri yerde rahat ettiklerini umarım. hepsi bende bir iz bırakmıştır. hepsi ayrı değerdi. muhteşemlerdi, onları tanıdığım için çok şanslıyım. keşke sizden sonraki öğretmenlere daha çok feyz verseydiniz canlarım diyerek bugün paylaşacaklarımı sonlandırıyorum.

keremo'nun annesi olmak çok güzel birşey. binlerce şükür ki bu çocuk bana gönderilmiş.


yeni okul hakkında da yazmaya çalışacağım, sevgiler