29 Aralık 2011 Perşembe

yeni yıl yeni yıl yeni yıl bizlere kutlu olsun



canlarııııııııım,merhaba...

çok uzun süredir görüşemedik, okullar, kurslar,keremo'nun doğumgünü, arka arkaya katılınması gereken etkinlikler sebebiyle, belki biraz da kafamı toparlayamadığımdan yazacak bir şey bulamadım.

şimdi ise yaklaşan yeni yıl, yeni umutlar, yeni tarih hepsi birlikte ne kadar güzel görünüyor insana. aniden içime beklenmedik mutluluklar doluveriyor. bu blogu keremo okur mu, ne zaman okur bilemiyorum ama sonsuza kadar yazabilirimki; canımın içi seniçok seviyorum. iyi ki dünyaya geldin, benim hayatım seninle daha güzel. bu sene de başıma gelen en harika şeyler senin sayende oldu. sana uzuuuuuun, sağlık, gerçek mutluluklar, doğruluk, cesaret ve cömertlik gibi erdemlerle donanmış bir hayat dilerim oğlum.

etrafa saçtığın neşe aynen sana da dönsün ama maya yanılsaması olarak değil, gerçekler olarak, erdemler olarak. içindeki harika insan hep seninle olsun, sesini hep duy ve hiç unutma onu.

sana verebileceğim şeyler; sevgim ve (öğrene)bildiğim kadarıyla erdemler. bunları anımsamama yardımcı olanlara da buradan teşekkür ediyorum. hepiniz iyi ki varsınız.

umarım 2012; acıları, şiddeti, boş şeylerin peşinde koşmayı, erdemsizliği geride bıraktığımız, insan olduğumuzu ve ona göre davranmamızı hatırladığımız bir yıl olur. çocuklar mutlu olsunlar...

kendim için ne istediğim malum; tekrar ifşa etmeye lüzum yok.

herkese sevgiler ve iyi dilekler..

1 Kasım 2011 Salı

bu aralar

selam,

haftasonu bir tepeden yuvarlandık, sonra kedi patilerine maruz kaldık ve de kuduz aşısına. sonunda her şey süt liman oldu çok şükür. ama üzüntüsü ve yorgunluğu henüz bizle yaşıyor. bir çocuğu büyütmek, öğrenmesini ve doyasıya yaşamasını sağlamak ne kadar zor. keşke platon'un devlet'indeki gibi çocukları bilgeler yetiştirse ya da bizler bilge olsak.

çaba lazım, her an her şeyde çaba lazım...

29 Temmuz 2011 Cuma

h u z u r



hepimize biraz huzur dileyerek bir fotoğraf yayınlamak istiyorum; www.dijitalsanat.com sitesinde buldum bu fotoğrafı, kendilerinden izin almadım, umarım kızmazlar. ancak huzur ile ilgili tüm görüntüler arasında sizinle paylaşmak istediğim sadece buydu. orjinalini görmek isterseniz işte link;

http://www.dijitalsanat.com/alp-da%C3%B0lar%C3%BDnda-sakinlik-741.htm

sevgiler

h i t i t



Herşeyin nasıl bir hızla akıp gittiğini bir kez daha farkettiğim an kendimi de bir kez daha dehşete düşmekten alıkoyamadım. Hayatın hızı baş döndürücü. Yetişmek imkansız, mamafih yetişmek istiyor muyum bu konudan emin değilim. Aklıma ilk gelen şey hepimiz için dua istemek oldu; buyrun hep beraber

Tanrım beni yavaşlat,

Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir...

Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele...

Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver.

Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.

Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol...

Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret;
bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı,
güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı,
güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı,
balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret...

Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.
Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim...

Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.
Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır...

Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et.
Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim.

Ve hepsinden önemlisi...

Tanrım,

Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,

Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR,

İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ve

Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver...

11 Temmuz 2011 Pazartesi

bugün

temmuz 11 olmuş, 11.07.2011...

pek cok şeye ara vermişim; yazmak ve düşünmek gibi. kafamda oluşturmaya çalıştığım şablonu bir türlü tamamlayamıyorum. oysa herşey önce beyinde tamamlanır değil mi?

zamanında mimar sinan eserlerinden birisiyle ilgili olarak sultan süleyman'dan ödenek almış. almış almasına da camiinin bırakın inşaasına temelinin kazınmasına dahi uzun süre başlamamış. altı ay, dokuz ay derken on sekiz ay geçmiş. hala bir hareket yok. sağdan soldan ağızlar durur mu? hemen kazan kaynatmaya başlamışlar. dedikodulardan sıtkı sıyrılan sultan süleyman sinan'ı bir denetlemeye karar vermiş. sinan kalfa ve çalışanlarla oturup kıraat ederken sultan'ın ziyareti haberini almış. hemen hayali bir kapıdan, hayali bir tünelden, hayali bir koridordan gecerek sultan'ın karşısına çıkmış. sultan bilge olduğunda; sinan'in camiiyi önce beyninde yapmaya çalıştığını anlamış ve kolay gelsin deyip uzaklaşmış...

ben de önce kafamda uzun süre şekillendirmeye çalıştığıma göre bir damla da olsa sinan'a çekmişim diyebilir miyim? :-))))

4 Haziran 2011 Cumartesi

havalar

ısındı, ben yine enerjimi yitirmeye başladım. yaz enerji ve neşe dolu mevsim diye nitelendirilirken ben neden kanım çekilmiş, salt ruhumla başbaşa kalmış gibi oluyorum?

bu aralar tek keyif aldığım şey şu felsefe dersleri sanki. hayatımda başka bir şey kalmadı. işsiz kalmak insanı bu kadar mi bezdirir? hayatımın tamamında yapacak gidecek işlerim vardı. şimdi depresyonda oluşum bundandır. bir mucize olsa; silkinip kendime gelsem. önce bedenime sonra ruhuma haksızlık etmekten vazgeçsem...

keremo ile dahi bu aralar iyi geçinemiyoruz. sürekli bir hayhuy durumları. üstüne de sıcaklar :-))))) bahane sınırsız.

kendime bir yol haritası çizsem;

1-) iyi bir iş, kendini iş gibi hissettirmeyecek bir iş...

2-) daha uygun bir ev

3-) keremo'cuğum için daha uygun bir okul

4-) akabinde orta uzunlukta bir tatil...

5-) beklediklerimin gelmesi veeee

6-) bizim de hedeflediğimiz yere ulaşmamız ( destinasyon vermiyorum; belki bir gün okuyucum olur umuduyla :-) )


giderek hedefleri küçülüyor insanın. eski bir hikaye vardır; bir kasabaya büyücü gelir. yerleşik herkesin sırayla çadırına gelip birer dilek dilemesini ister ve ısrarla belirtirki; herkesin sadece bir dileği gerçekleştirilecektir. kasabanın zenginlerinden birinin evinde çalışan maria da büyücüye gidecektir. hızlı hızlı ev işlerinı tamamlarken bir yandan da dileğini oluşturmaya çalışır..

evrenin en zengini olmayı ister önce, hemen akabinde evrenin en zengini olmak anlamsız görünür. dünyanın en zengini olmak hatta ülkenin en zengini olmak bile ona yetecektir. işler bir yandan tamamlanır. en son fırına tavuk koyar ve evden çıkar. önünde epey uzun bir yürüme yolu vardır, bir yandan da beyninden yeni fikirler geçmektedir; acaba bu şehrin en zengini olsa yeterli midir?

sıraya girer ve bir kaç arkadaşıyle karşılaşır, onlara da kayallerini anlatır, o ilçenin en zengini olunca neler yapmayi planladığını.. derken sıranın maria'ya gelmesine az kala zavallı maria'nin aklına sadece " bu kasabanın en zengini olsam yeter " diye bir düşünce gelir.

evet, tahmin edeceğiniz gibi sıra maria'ya sıra geldiğinde büyücünün karşısında titreyerek evde fırında bıraktığı yemeğin yanmamasını diler sadece!

hmm hani size destinasyon vermiyordum ya vazgeçtim; kanada veya isviçre'ye yerleşmek istiyorum. hatta keremo ile kendim için berlin'in tam ortasında bir ev istiyorum.

hedeflerimi küçltmeyeceğim. şu an elimde çok fazla fırsat olmayabilir ama bu hiç olmayacak demek de değil...

hepinizi öptüm, iç dinamiklerimi çalıştırdım ve bastım gazaaaaa :-)

8 Şubat 2011 Salı

la donna mobile

uykusuz aksamlardan biridir bu. halihazırda dağarcığımdakileri dökerek sizi de uykusuz bırakmaktır niyetim :-)

epeydir size bahsetmediğim atraksiyonlar oldu canlarım. şimdilik fazla ipucu vermeyeceğim ama emin olun iyi şeyler.

zaten hayatta iyi şeyler değil midir çoğunlukta olan, hatta ve hatta benim için şu aralar salt iyilik var. önümüzdeki birkaç gün içinde size şimdilik şifreli olarak yazacağım cevaplar var gelecek olan. daha cevaplar gelmeden heyecandan bayılmak üzereyim

1-) ilave etmek ve ortadan kaldırmak konusunda muzaffer bir komutan gibi olmak istiyorum.

2-) fransızca öğrenmek istiyorum, nedense...

3-) düzenleme ve yerleştirme yapmak istiyorum. kendime kuvvet diliyorum ve de keremo'ya.

hersey çok güzel, ziyadesiyle. çok mutluyuuuuuuuum, herkese de mutluluklar sıçratırım buradan :-))))))))))))))

2 Ocak 2011 Pazar

2 0 1 1

pek çok yeni şey bekliyorum senden

1. mehr geld

2. keremo ile yaşayabileceğimiz güzel bir ev

3. daha mantıklı bir okul

4. daha çok seyahat

5. huzur, sadece huzur öyle veya böyle

6. yeni başlangıçlar

7. keremo canım benim.. hayatın anlamı ve neşesi sensin benim için

20 Eylül 2010 Pazartesi

engagement

Keremo : Annaanee, bugün akşam dokuzbuçuğa kadar dışarda kalabilir miyim?
Annaanee: Neden oğlum?
Keremo : Hani havuzdan Efe diye bi arkadaşım var ya, işte o nişanlanıyor. Beni de davet etti...
Annaanee : ?????????????????????????????????????????????
Keremo : Gerçekten annaanee, hatta ben yüzükleri bile gördüm Kıza yüz dolara, kendisine de 5 dolara yüzük almış.
Annaanee : Oğlum o şakadır...
Keremo : Yok annaanee, ben kafede düzenleme yapıldığını da gördüm. Akşam için hazırlık yapılıyor. Ama ben nişanlanırsam kendime 100 dolara, kıza 5 dolara yüzük alırım!
Annaanee : ?????????????????????????????????????????????

10 Eylül 2010 Cuma

yu tuu



yillardir sevdiğim, uğruna arkadaşlarımla polemiklere girdiğim cancağızım, karagözüm, beberuhim geldi. karşıma çıktığı o ilk anın nefasetini ne ben kelimelerle ifade edebilirim ne de siz anlarsınız. yani hafsalaniz almayacağından değil; benim hissettiklerimin abartılığından.

şarkılarına eşlik etmek, gözümün önünde " i still haven't found what i'm looking for " diye stadyumu inletirken onu izlemek üüüffffff hiç yaşıma uygun olmayan ama ruhumun tam zamanında diye kabul ettiği eylemler..

neyse; darısı diğer bekleyenlerin başına

20 Haziran 2010 Pazar

istersen hiç başlamasın

yaz geldi, beni benden alan sıcaklar başladı. halsizim.. soğuk duşlar bile sadece kısa süreli serinleme sağlıyor. hemen akabinde yine sıcak hava dalgası. şöyle serin rüzgarlar ve ılık yağmurları olan, sabahları gümüş grisi bulutlu ve yemyeşil ağaçlarla dolu bir ülkede uyanmak istiyorum..

1 Nisan 2010 Perşembe

k e r e m o

ben: mektep nedir oğlum?
keremo: anne hani şöyle tar tar tar gürültü yapa yapa yolları kazıyorlar ya, işte o alet ( matkap )

keremo: anne çok param olunca ben ev ve arsalar alacağım. bence en iyi yatırım onlar ( kendisi yakında ntv'de yatırım danışmanlığı programı yapacak da )...

keremo: dede bak şimdi sana şeker dengeliyici bir iksir yapacağım. içince tüm şekerin dengelenecek ????!!!! efervesan bir multi vitamin alınır, kettleda kaynattığı su bir fincana boşaltılıp, üzerine de tablet atıldı mı alın size şeker dengeleyici iksir :-))))))))))))))

alem bu çocuk ya. bugün okuldan gelirken bana hediye diye solucan getirmiş. en sevdiğim şey!!!!! çok şirinmiş!!!!!!!!!!!!

19 Mart 2010 Cuma

transformation

merhaba canlarım. bugün yine kafam çok karışık. kardeşimle uzun süredir konuştuğumuz bir yenilenme, kırılma noktası meselesi vardı. kendi kuyruğunu yakalamaya çalışan kedi misali olduğumuz yerde dönüp durduğumuzdan, bunu farkettiğimiz ilk anın sarmaldan kurtulduğumuz an olacağından emindik.

birkaç gündür içimi kaplayan bulutlar dağılmaya başladı. bir kaç küçük şeyin farkına vardım; buyrun sofraya geçelim de anlatayım;

bu hayat bizim, herkesin hayatı kendinin hatta. bu bağlamda ben de üzerinde hüküm sürebildiğim tek varlık olan kendimi yönetmeye başlayacağım. ilk anda denemeyi düşündüğüm yönetim şekli; diktatörlük. hatta 22 Mart 2010 sabahı bu rejime dair uygulamalara başladım. açıkçası bugün 1 Nisan 2010 ve kendimde bazı farklar görmeye başladım bile.

oto kontrol güzel şeymiş ya. bununla beraber umutsuzluğum giderek artıyor desem yalan olmaz. şöyle çıkınımı toplayıp, artık piyangoda neresi çıkarsa göç edesim var. hayırlısı diyor ve bu yazıyı da kapatıyorum.

lütfen ağaç dallarını koparmayın.

18 Mart 2010 Perşembe

ağlamak güzeldir

geçtiğimiz yaz, kısa bir yolculuk boyunca bu şarkıyı dinledim. hakikaten güzel mi diye denedim de hatta; dinlerken. gerçekten güzelmiş.

deneyimlerime deneyim katmak için şimdi yine uygulama halindeyim. sanki ne yaparsam yapayım, hepsi yanlış oluyor gibi bir zan içerisindeyim. insan nasıl kendi kararından bu kertede pişmanlık duyar? ya da pişman olacaksa niye o kararı verir. ya yapma ya pişman olma.

saat 12, geceyarısı, dışarısı araçlarla dolu. eminim benim gibi hisseden, bu duygulara sadece kendisinin garkolduğunu zanneden pek çok saf vardır etrafta. o zaman neden ben bu kadar yalnız hissediyorum kendimi...

keşke zehrişko inkiltera'ya gitmeseydi. sağduyumu kaybettim, hükümlüdür hala. ne kadar kafam karışık, beklediğim hiçbir şey gerçekleşmiyor, giderek aşağı çekiliyorum. üstelik ağlama yeteneğim de geri geldi. oysa çok aydır donmuştu sular içimde, malum kış ya...

zincirleme reaksiyonlar ve A, B, C gibi planlarla kendimce şekillendirdiğim hayat ne A ne de diğer hallere girdi. Paralize oldu kaldı. Motive edip, herhangi bir hareketin bile ataletten daha iyi olduğunu anlatıyorum anlatıyorum; nato kafa nato mermer. Sanki benimle birlikte herşey donmuş. Ne ileri ne geri hiçbir yere varılamıyor. geri dönemiyorum, ileriye de varamıyorum.

arada yanıp sönen ışıkları da daha hayır mı şer mi olduğunu anlamadan söndürüveriyorum. uzun süredir olmayan bouncing durumu geri geldi. umarım kimse böyle med cezirler yaşamıyordur. çok yıpratıcı, hatta elimdeki, yüzümdeki kırışıklıklar bile bundan kelli :-)))

gülüşüm sahte oldu değil mi, farkındayım. akıllarda hüzün yerine, yüzlerde gülümseme olsun istedim ama uymadı. neyse herkes kendine gülmek için birşeyler bulsun.

anlatabileceğim tek komik şey ülkemde yaşanan politik durumlar. onu da fasikül fasikül yazmaya can dayanmaz. en iyisi siz gözlerinizi açın ve de farkındalığınızı.

vuslat'ın dediği gibi bir kırılma noktası var, bence de kesinlikle var. mamafih ya o görünmez ya ben körüm :-))))))))

daha da dramatikleşmeden kapatıyorum bugün perdeyi, artık herkes ne hali varsa görsün. aklıma gelmişken - kalan aklıma - ben dizi filan izleyemiyorum ya, neden izleyemediğimi buldum. benim rtük bünye ( adeta otortük ) dizi izlerken milletin özel hayatına müdahale ediyor gibi hissediyor kendini. sanki onlar o hayati hakikaten yaşıyorlar da ben çaktırmadan röntgenliyor durumunda oluyorum. çünkü onlar biz izleyelim diye yapılmamış ya. çok yıllar önce tiyatrodan soğuma sebebim de bunun tam tersiydi; orada insanlar beni kandırıyor gibi geliyordu. sahte buluyordum. kuliste başka insan oluyorlar, sahnede başka. işbu sebeple 1988'den beri tiyatro izleyemedim. yapamadım. galiba artık tv'ye de veda ediyorum. derken sinema filan da gider. sonunda bir adada yalnız başıma, saç-sakal karışmış halde bulursunuz beni herhalde ;-)

haydi, yine iyi dileklerimle yolluyorum sizi

10 Mart 2010 Çarşamba

s o n d e n e m e

selam dünyalılar, ben dostum...

uzundur yazamadım çünkü meşguldüm, dünyayı düşmanlardan, iyileri kötülerden, kötüleri daha kötülerden kurtarıyordum. bu damıtma işleminin sonlanmasına azıcık kalmışken uyandım..

bugün bir karar verdim. eğer bloguma countdown bir magnetizma da eklemeyi basarirsam oooohhh ne ala. bu başarı tablosunu gerceklemek için de kendime 6 ay veriyorum. 6 ay sonra başarırsam ne olduğunu açıklayacağım; yeni bir lisan, yeni bir insan veya bisiklete binmeyi öğrenmek gibi. neyse bakalım.

şimdi beni meşgul etmeyin işlerim var ve de çok öptüm hepinizi, lütfen bana şans dileyin.. :-) :-) :-)


arka plandaki köprünün yarısı yok, nasıl? şaşı bak şaşır..


yıllardır her gittiğim yere benimle gelen ayaklarım, itinayla bu pozu her mekanda vermekten keyif alıyorlar :-)


astronot keremonun astronot özentisi annesi, tabe soğuktan kelli :-P


okuma yazmayı yeni öğrendim de, heves ediyorum :-)


yüzyıllık yalnızlık - 1


yüzyıllık yalnızlık - 2


kar miktarını ispatlamak için donmuş parmaklarım seviye tespitte...


hadi eyvallah...

5 Mart 2010 Cuma

son fotolar


soldan sağa; keremo, ardıç, cengiz'in ayakları


odtü ormanı, ankara 2010, 01, 01


kendiliğinden öptü beni, kesinlikle tehdit filan yok :-)

11 Ocak 2010 Pazartesi

hadi bakalım

geçenlerde yine tuttu deliliğim, olmadık bir girişimde bulundum. sonuç; yeni insanlar tanımak oldu yani korktuğum derecede menfi bir olayla karşılaşmadımsa da hala düşünüyorum gerek var mıydı diye. Bazen hayat durağanlaşıyor, bir ışık, umut görmüyor insan. Umut kendimizden mütevellit olmalı, Allah onu bizim içimize koymalı, bir başka homo sapiensten fayda olmaz biliyorum ama dayanamıyorum. Yine biliyorum ki bir kaç gün sonra daha çılgınca başka birşey dahi yapabilirim. Oysa ben fırsatı yıllar önce S.A. ile karşılaşıp hiçbir reaksiyon vermeyerek kaçırdım. Şimdi ne yakalamayı bekliyorsam :-)))

Yeni yılı Ankara'da Deniz'le karşıladım. Çocuklar birbirlerini yediler. Neyse ki kardeş görmek güzeldi. Bununla beraber değişmişiz de, farketmemek imkansız. Deniz aileboyu kavramsal olmuş, Allah bozmasın diyerek eleştirmediğimi, kararının bu olmasının sevgisinin boyutuyla ilgili olduğunu anladığımı belirtirim.

Bana gelince; bireysel silahlanma tutkum her konuyu şahsileştirmeme yolaçacak kadar ilerledi. Dünya sadece benim bildiğim kişiler için dönüyor, diğerleri çemberin dışında. Bu kadar yabancılaşma nereye varacak ben de merak ediyorum. 2010'un beklentilerimizin karşılığını alacağımız bir sene olmasını diliyorum.

Aslında daha cümleler vardı sıralayacağım, bir film başladı. Konsantre olamıyorum, ya da ünlü ve paralı bir modacı özentisi vatandaşımızın sözüyle " kanalizasyon olamıyorum " zaten de Allah korusun.

Kendinizi sevin, kuşları, böcekleri de. Bir de Zehra İnkiltera'ya gitmesin ve benimle barışsın...

28 Aralık 2009 Pazartesi

beni benimle bırak giderken


içinizden " ne zaman duruldun ki? " dediğinizi duyar gibiyim, ne yapayım? ben böyleyim, yine karışık. hem de her konuda. ne yapacağını ve yapması gerekeni bilmez bir halde. hani son derste iktisatçının dediği gibi " şu olunca bu biter, o olunca ötekini unut " olamıyor beni hayatımda. burada yerleşik hayata tam geçecekken mesela azazel yok olsun, gelip dürtüyor ve bana oportunist davranmam gerektiğini söylüyor. hadi gel çık işin içinden.

neyse; sizin de kafanızı daha fazla karıştırmadan; elsa'nın gözlerini okuyun diyerek satırlarıma son veriyorum.

ayrıca söz; kurtulma yolunu bulursam hepinizi çekip alacağım bu hayattan. evinizin kadını olacaksınız :-)))))))))

2010; beklediklerimizi, umduklarımızı, ihtiyaç duyduklarımızı getirsin inşallah; paraysa para, işse iş, seyahatse seyahat, marital status değişikliği ise o, ne bileyim isteyin birşeyler işte. onu da ben mi söyleyeyim????

öptüm hepinizi. bir de lütfen milli piyango bileti almayın bu sene. almayın da bana çıksın. hani altın günlerinde sırayla birine çıkıyor da en çok ihtiyaç duyana torpil yapılıp ilk sıraya o alınıyor ya. aynen bu bağlamda bir kıyak beklemekteyim ey halkım. yoksa benim malum ev satılacak...

27 Kasım 2009 Cuma

benden başka yok

bu bir kitap isminden alıntı.. biraz da devşirme. hem kendimi öveyim hem de bayramınızı kutlayayım dedim.

epey yıl önce gelen bir tebrik kartı bayramlarla ilgili hislerimizi çok güzel anlatıyordu. hislerimiz diyorum çünkü eminim siz de okuyunca aynı şeylerı duyumsayacaksınız; bayramınızın çocukluğunuzun bayramları tadında geçmesini dileriz...



çocukluğumuzda sadece bayramlar değil ki hayat da daha güzeldi. daha samimi ilişkiler, bugünden daha güleryüzlü insanlar... sorunlar da daha mı az idi acaba? fikirlerinizi paylaşırsanız benimle çok sevinirim.

öptüm şekerler yanaklarınızdan ve en büyük beşiktaş.

12 Kasım 2009 Perşembe

uçurtma avcısı ve bin muhteşem güneş




bu iki kitap o kadar hayalgücü canlandırıcı tasvirlerle dolu ki; okuyun derim ben. demagojik, acıklı kitaplardan hoşlanıyorsanız seversiniz...